Bilgi Yapılarında Alternatif Örgütlenme

01/08/2012

Yazan: Ali K. Saysel

Bir süredir, Politik Ekoloji Çalışma Grubumuz vesilesiyle akademide (dünya sistemleri analizi üzerine çalışan I. Wallerstein, R. Lee gibi entelektüellerin kavramını benimseyecek olursak “bilgi yapıları” içerisinde) alternatif örgütlenmenin önemi üzerine birkaç söz söylemek istiyordum. Önceki gün Heinrich Böll Vakfı tarafından düzenlenen Yeşil Ekonomi Konferansı’nın akademi-STK ilişkilerini sorunsallaştıran yuvarlak masa toplantısında karşılaştığım bazı soru işaretleri bu tartışmayı daha fazla gecikmeden açmam hususunda uyarıcı oldu.

Tartışmanın öznelerini akademisyenler olarak tayin ederken (yazı başlığı “bilgi yapılarında” örgütlenme diyor) niyetim akdemisyenliği kurumsal anlamda ille de bir üniversiteye aidiyetle ilişkilendirmek değil. Çok genel anlamda, ister toplumsal ve beşeri bilimlerden, isterse mühendislik ve doğa bilimlerinden beslensin, çeşitli teori ve yöntemlerden hareketle eğitim araştırma pratiği yürüten herkesi akademisyen olarak değerlendiriyorum. Hatta öyle ki, bu pratiği full-time olduğu kadar part-time yürüten insanları da bu kategoriye dahil ediyorum. Bu anlamda, üniversite, enstitü, araştırma merkezi vb. kurumlar içerisinde faaliyet gösterenler kadar, taban hareketlerinde, derneklerde, vakıflarda araştıran ve öğreten insanları da bu tartışmanın özneleri olarak görüyorum.

Sanırım meseleye böyle balktığımızda, akademinin içini ve dışını kalın çizgilerle birbirinden ayırmak, akademi-toplum, akademi-STK gibi sabit kategoriler ilan etmek anlamsızlaşıyor. Bu anlayış, tam zamanlı araştırmacı, eğitimciyi, “gönüllü” olanlardan ayırd eden veya bir doğa bilimciyi beşeri bilimciden farklı kılan özgül çalışma koşullarını yadsıyan bir romantizm olarak anlaşılmamalı. Aksine, bu farklılıklar tabii ki mevcut, ve akademinin içini/dışını bugün alışılmış şekillerde ayıran kalın çizgiyi silmeye başladığımızda bizleri önemli görevler bekliyor.

Bu görevlerin tam ne olduğunu bilemiyorum, zira içine girdiğimiz bu deneysel uğraşta benim tek başıma bunların ne olduğunu bilebilmem absürt olurdu. Fakat Politik Ekoloji Çalışma Grubu’nun tam da böyle bir anlayış üzerinden (akademinin içi ve dışı arasındaki kalın çizgiyi silmeye başlayarak) yürüyebileceğini, kendisine bu amaca hizmet edecek görevler tayin etmesi gerektiğini düşünüyorum.  Şimdiden önümüze koymuş olduğumuz ve gelecekteki projelerimiz, böylesi bir anlayışın ışığında test edilebilir, bence edilmelidir.

Önce, standart kurumsal akademik bilgi üretiminin kaba bir tanımına ve eleştirisine ihtiyacımız var. Neyi sevmiyoruz? Kendi adıma, geliştirilen teknolojinin öngörülebilir toplumsal sonuçlarına karşı kayıtsız olan “apolitik” mühendislik faaliyetini sevmiyorum. Üretilen bilginin, bu bilgiyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanacak olan özel kesimlerin, iktidar kurumlarının tekeline sunulmasına karşı kayıtsız kalan akademisyenliği sevmiyorum. Çeşitli toplumsal hiyerarşiler karşısında kör toplumsal araştırmaları sevmiyorum. Zamansal ufku dar, nesnesi olan insanları ve kurumları varsayılan sınırlı davranış kalıpları içerisine hapseden ekonomik, toplumsal analizleri sevmiyorum. Tüm bu tartışmaları es geçip, sadece akademik kariyer yapmak adına bilgi üretmeyi sevmiyorum. Sanırım bu kısa ve bir ölçüde keyfi, öznel liste, mevcut akademik kurumların teşvik ettiği akademisyen tiplojisini bir ölçüde tanımlıyor. Bu anlamda mevcut kurumların teşvik ettiği (örneğin Türkiye’de YÖK ve onun yönettiği herşey) standart, profesyonel akademisyen tipolojisini eleştiriyorum.

Yukarıda ifade ettiğim kaygı ve eleştiriler grup üyesi arkadaşlarımız tarafından pekala zenginleştirilebilir, örneklendirilebilir ve tabii ki buna karşı da çıkılabilir. Fakat ben, bu fikirlerden hareketle (grup adını kısaltarakJ) PEÇG’yi  bağlayan ilkesel bir çerçeve üzerinde ilerleyebileceğimizi düşünüyorum. Bilgi üretimini, paylaşımını demokratikleştiren, öğrettiği kadarını ve belki daha fazlasını öğrenen, hareketlerle verimli bir alış-veriş tesis ederek kendi kendisini bilgi yapıları içerisinde aktivist kılan bir örgütlenme olarak PEÇG’nin önünü açabilir.

Grubun kuruluşunda önümüze koyduğumuz çalışmaların, yeterli enerjiyle sürdürülmesi durumunda, bu ilkesel çerçeveyle uyumlu olduğuna inanıyorum. Bunları sıralayacak olursak: (1) Proje: Türkiye’nin ekoloji ihtilafları haritasının geliştirilmesi, bu proje üzerinde planlı ve programlı bir şekilde vakalar halinde ilerlenmesi, vakalar üzerinden hareketlerle ve yerel olanla ilişki kurulması, bu vakalar hakkındaki güncellemelerin open-source bir çalışma anlayışı içerisinde, ucu açık bir şekilde yürütülmesi. Bu noktada çalışma grubunun iyi tanımlı diğer projelere de açık olması gerektiğine inanıyorum. (2) Tartışma: Belirli akademik disiplinlerin ve akademide yürüyen uluslarası tartışmaların ele alınması, derinleştirilmesi, Türkçe literatüre kazandırılacak şekilde kayıt altına alınması –ki, örneğinEnvironmental JusticeGreen New DealDegrowth vb. tartışmalar bu coğrafyaya henüz erişmemiş vaziyette, fikir hayatımız ve hareketlerimiz bu kavramlardan hala yoksun. (3) Güncel: Politik bir çalışmanın gereği olarak, güncelle ve hareketlerle ilişkimizi taze tutacak şekilde düzenli medya takibinin yapılması ve paylaşılması, güncel olanın hareketlere de ışık tutacak şekilde yorumlanması. Bazı durumları aydınlığa kavuşturmak üzere, kısmen fact-finding amacı taşıyan ziyaret ve görüşmelerin yürütülmesi. (4) Yayın: Tanım-tartışma-proje-kaynak-güncel yorum ve duyurularımızı yayınlayacak, çalışma grubuyla çevresi arasında bir iletişim kanalı tesis edecek işlevsel bir web sitesinin kurulması. Projelerin aynı zamanda basılı veya elektronik ortamda paylaşılmak üzere bir yayın perspektifi içermesi. Bununla beraber, yabancı literatürde yazılmış, çevre ve ekoloji hareketleri açısından başvuru kaynağı niteliğinde olabilecek bazı eserlerin Türkçe’ye çevirilmesi veya çevirilmesinin sağlanması.

Bu başlıklar altında yeterli dikkat, hız ve enerjiyle hareket etmemiz halinde önümüzde heyecan verici pek çok kapı açılabileceğine inanıyorum. Her beraberlikte olduğu gibi, özellikle ilk zamanları bir hedef güderek verimli bir şekilde yaşamak çok önemli. Bunun için altından kalkamayacağımız azami hedeflerden kaçınmalı fakat ortak bir pespektif doğrultusunda sonuç alıcı adımlar atmaya hiç vakit kaybetmeden başlamalıyız.