Büyük barajların ötesinde: Suda tabandan gelen çözümlere dönmek

Günümüzde gittikçe daha fazla sayıda uzman, mega barajların ve hükümet tarafından yönetilen devasa su şebekesi projelerinin dünyanın su ihtiyacını karşılamanın anahtarı olmadığını söylüyor. Gelişmekte olan ülkeler için çözüm, ucuz su pompaları ve el altında hazır bulunan diğer ekipmanlar gibi küçük boyutlu önlemler olabilir *.

22/09/2013

Yazan: Fred Pearce
Çeviren: Arife Köse
Etiketler: HES Politik ekoloji baraj Sosyal hareketler

Fred Pearce

 

Dünya, kuraklıklar ve su kıtlıkları çağında büyüyen nüfusun su ihtiyacını nasıl karşılayacak? Giderek artan sayıda su uzmanına göre çözüm hükümetler tarafından yürütülen ve içinde mega barajları, devasa kanalları ve genellikle yozlaşmış ve tembel yönetimleri içeren büyük boyutlu su altyapısı projelerinden vazgeçmektir. Yoksul dünyanın çiftçileri – aktarılana göre – su sorunlarını Çin malı ucuz su pompaları ve düşük teknoloji ürünü ekipmanlar ve kullanıma hazır diğer araçlar ile çok daha etkili bir biçimde çözüyor. Araştırmacılar küçük ölçekli sulama sistemlerinin hem daha güzel hem de daha üretken olduğu sonucunda birleşiyor.

 

Küçük tarla sahibi çiftçilerin sulama sorunları ile ilgili olarak hükümete nasıl sırtlarını çevirdikleri ve kendi çözümlerini bulduklarını inceleyen üç yıllık bir araştırma projesinin baş yazarı Meredith Giordano şöyle diyor: “Ucuz pompalar ve bunlara enerji sağlamak için bulunan yeni yöntemler bütün Afrika ve Asya’da hem çiftçiliği dönüştürüyor, hem de çiftçilerin gelirlerini artırıyor.”

 

Giordano “mevcut durumun ulaştığı boyut karşısında hayrete düştük” diyor. Hindistanlı çiftçiler kendi tarlalarını sulamak için tahminen 20 milyon pompa kullanıyor. 200 milyon kadar Afrikalı bu pompalarla sulanan hasatlarla geçimini sağlıyor. Giordano pompalara ek olarak “kuyu açmak ve yağmur sularını biriktirmek için kullanılan basit araçların pek çok çiftçiye kurak mevsimlerde hasat alma fırsatı tanıdığını ve bu çiftçilerin gelirlerini muazzam düzeyde artırdığını” belirtiyor.

 

Yapılan bir çalışmaya göre Gana’da küçük özel sulama şebekeleri, kamuya ait sulama şebekelerinin neredeyse 25 katı büyüklüğünde bir alanı kapsıyor.

 

Giordano’nun hazırladığı ve Sri Lanka’da faaliyet yürüten bir araştırma merkezi olan Uluslararası Su Yönetimi Enstitüsü (IWMI) tarafından yayınlanan “Refah ve Gıda Güvenliği için Su” başlıklı rapor, böylesi keşiflerin ekonomik büyüme, yoksulluğun azaltılması ve gıda güvenliği gibi konularda çok önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor.

 

Rapora göre çiftçiler tarafından yürütülen bu gizli devrime verilecek destek bazı bölgelerde hasat miktarını üç kata kadar artırabilir ve dünyanın yoksul ve gıda güvenliği bulunmayan kırsal nüfusunun büyük bir çoğunluğunun yaşadığı Afrika ve Güney Asya’daki fakir çiftçilerin hane halkı gelirine onlarca milyar dolar ekleyebilir.

 

Fakat böyle bir yardımın gelmesi zaman alabilir çünkü bu devrimin büyük bir çoğunluğu hükümetler ve uluslararası örgütler farkında bile olmadan gerçekleşiyor. Yapılan bir çalışmaya göre Gana’da küçük özel sulama şebekeleri 185 bin hektarlık alanı kapsıyor, bu da kamuya ait su şebekelerinin kapsadığı alanın 25 katı. IWMI direktörü Colin Chartres ise “ancak Tarım Bakanı’na bu şebekeleri sorduğumda, daha önce bunlarla ilgili hiç bir şey duymadığını gördüm” diyor.

 

Hükümetler ve yardım kuruluşları yıllar boyunca merkezi olarak planlanmış ve yönetilen sulama şebekelerinin; dünyanın kurak ve mevsimsel ya da öngörülemeyen yağmur miktarlarına sahip ülkelerinde yaşayan insanlara gıda tedarik etmek için gerekli güvenilir su kaynakları ile giderek artan kıtlığı ortadan kaldırmanın en iyi yolu olduğuna inandılar. Ancak bu şebekelerle elde edilen sonuçlar en iyi oldukları yerde bile baştan savmaydı. Dünya Bankası tarafından 2000 yılında oluşturulan Dünya Barajlar Komisyonu, barajlardan beslenen sulama şebekelerinin dörtte birinin amaçlanan alanın yüzde 35′ini sulayabildiğini, aşırı maliyetin neredeyse evrensel bir nitelik aldığını, sulanan toprakların yüzde 25′inin aşırı suyla boğulduğunu ya da tuzlanma nedeniyle kullanılamaz hale geldiğini ortaya koydu. Doğal olarak çiftçiler de sulama konusunda kendiişlerini kendileri görmeye başladılar.

 

Bu devrimin son yıllarda bütün dünyaya yayıldığına şahit oldum. Örneğin Kuzey Nijerya’da devlete ait Kano Sulama Projesi’nin kanallarının çekirdeklerle dolduğunu ve etraftaki tarlaların çoğunlukla bakımsız olduğunu görmüştüm. Bir kaç mil ötede ise çiftçiler nehrin kenarına pompalar yerleştirmiş ve nehrin akıntısından tarlalarına su sağlıyorlardı.

 

Hindistan’da, antik bir geleneği yeniden canlandırarak, kısa süren muson yağmurları sırasında topraklarına düşen suyu tutmak ve bu suyu uzun kurak dönemde tarlalarını sulamak üzere kullanmak için küçük göletler inşa eden çiftçilerle karşılaştım. Meksika’da çiftçilerin devletin sulama şebekesinin ortasında, kaplamasız sulama kanallarından sızan muazzam miktarda suyu pompalarla alıp tarlalarını sulayan çiftçiler gördüm.

 

Hollanda’nın Delft şehrindeki UNESCO Su Eğitimi Enstitüsü’nden Charlotte de Fraiture hidrolojik bir devrimin yaşanmakta olduğunu kabul ediyor. Fraiture’e göre zengin çiftçilerin her zaman pompa alacak paraları vardı “ancak günümüzde ucuz Çin malı pompaların üretilmesiyle birlikte bu sulama yöntemi çok daha fazla sayıda çiftçi için kullanılabilir hale geldi”. Artık şehirdeki herhangi bir yerden 200 dolar gibi düşük bir paraya pompa bulmanız mümkün.

 

“Çiftçiler artık sadece 200 dolara ucuz Çin malı su pompalarını satın alabiliyor.”

Su pompalarının en ucuz modelleri bile hayat standartlarını değiştirebiliyor. Fraiture “1 ila 5 beygir gücüne sahip küçük bir su pompasının kapasitesi dahi pek çok çiftçinin ihtiyaç duyduğundan daha fazla” diyor ve ekliyor: “Yani kullanın bunları”.

 

Hindistan’da küçük kırsal girişimciler bisikletler ve eşek arabalarıyla, sırtlarında pompalarıyla kırsal bölgelere gidiyor. Pompalarını saati 1 dolardan kiralıyor ve bu yolla en fakir çiftçiler bile o bölgedeki bir nehirden ya da yer altı su kaynağından yararlanabiliyor. Batı Afrika’daki Burkina Faso’da pompa sahipleri tam bir hizmet sunuyor ve küçük sebze bahçelerini bir sezon boyunca 120 ila 150 dolar karşılığında suluyor.

Elbette pompaların bir güç kaynağına ihtiyacı var, bu da genellikle ya elektrik ya da mazot oluyor. Ancak Hindistan’da bazı çiftçiler ineklerinin dışkılarını biyodizel yapmak için kullanıyor. Gujarati’de bu işi yapan bir çiftçi IWMI temsilcilerine inek dışkılarından elde ettiği biyodizeli kullanarak yılda 400 dolar tasarruf ettiğini söyledi.

 

Bu çiftçiler bu yöntemi çevreci oldukları için değil, pragmatik oldukları için uyguluyor. IWMI Chartres, yardım kuruluşlarının bir kaç yıl önce fakir çiftçileri, tarlaları altında bulunan akiferlerden (su taşıyan katman) su çekmede kullanmak üzere pedallı pompalara yatırım yapmaya teşvik etmek için attıkları büyük adımın tam bir başarısızlığa uğradığını belirtiyor. Chartres’e göre “çoğu çiftçi sıcakta bütün gün oturup ayaklarıyla tarlalarına su pompalamak istemiyor, özellikle de bir kaç dolar verip bir su pompası kiralama imkânları varsa”.

 

Çiftçiler aynı zamanda damlatma yoluyla sulama tekniğini kullanarak suyu saklamanın daha ucuz yollarını da buluyorlar. Su borularını toprağın altına sokuyorlar ve bu boruların üzerindeki deliklerden bitki köklerine yakın bölgeler damlatma yöntemiyle sulanıyor. Geleneksel damlatma yoluyla sulama sisteminin kurulması pahalıya mal oluyor. Ancak Hindistan’ın merkezindeki çiftçiler bunun için de yeni bir yöntem buldular. Çiftçiler dondurma satıcılarının buzlu şekerlerini paketlemek üzere kullandığı ucuz delikli plastik tüplerden satın alıyor. Dondurma satıcılarının her bir dondurma sapını birbirinden ayırmak için kullandığı bu delikli plastikler, suyu bitki köklerine yakın yerlere damlatmak için ideal bir araç haline dönüştürülüyor.

 

Çoğu zaman küçük çiftçilerin doğal felaketlerin pasif kurbanları ve başkalarından büyük bir minnetle yardım alan insanlar olarak resmedildiklerini görürüz. Ancak bu örnekte çiftçiler karşımıza başka bir biçimde çıkıyor. Bu örnekte kaderlerini belirleyen hükümet, STK’lar ya da Batılı yardım kuruluşları değil, bizzat kendileri.

 

Ancak meselenin IWMI raporunda da değinilen olumsuz bir yanı var ve bu bazı bölgelerde hem gelecekteki su kaynaklarının tükenmesi, hem de bizzat tarımla uğraşan yerel toplulukların ortadan kalkması tehdidini beraberinde getiriyor.

 

Tehlike, çiftçilerin tarlalarını sulamak için giriştikleri bu bağımsız faaliyetin “ortakların trajedisi”ne neden olması. Çünkü böyle bir durumda herkes, suya erişim imkânı varken mümkün olduğunca fazla miktarda su kullanıyor, üstelik su kaynağı tükendiğinde herkesin bundan zarar göreceğini bilmelerine rağmen. Bu, özellikle çiftçilerin pompa yardımıyla yer altı sularını kendini yenileme kapasitesini aşan miktarlarda kullandığı yerlerde önemli bir sorun.

7 yıl önce, IWMI’nın yer altı suları araştırma biriminin başkanı Tushaar Shah’la beraber Gujarat’ı gezmiştim. Shah, “hidrolojik anarşi” dediği durumun Hindistan’da vardığı boyutlar karşısında üzüntü içindeydi. 1 milyon çiftçi ucuz pompalar satın alıp, devlet tarafından güçlü bir sübvansiyon sağlanan elektrik şebekelerini kullanarak çalıştırmaya başlamıştı. Pompalar genellikle günde 24 saat çalışıyor ve muazzam miktarda yer altı suyunu yukarı çekiyordu. Çiftçilerin hasatları ikiye katlandı ama su kaynakları da aynı şekilde azalmaya başladı. Shah o zaman bana “bu felakete giden ve dönüşü olmayan bir yola benziyor” demişti ve şöyle eklemişti: “Kimin nerede pompasının olduğu bilinmiyor. Hiç kimsenin bu pompaları kontrol edebilme şansı yok”.

 

 

Ancak Shah, bugün IWMI’nın aynı uygulamanın sürdürülmesini destekleyen çalışmasının da yazarlarından biri. Shah, onun tavsiyesi üzerine Gujarat valiliğinin çiftçinin su kaynaklarını kullanımını günde 8 saat ile sınırlayarak bu bölgedeki anarşiyi kontrol altına aldığını söylüyor. Shah, su kaynaklarının halen azalmakta olduğunu kabul ediyor ancak pompalama zamanının kısıtlanmasıyla birlikte bu azalışın eskisine oranla çok daha yavaş olduğunu da belirtiyor.

 

Pek çok kişi IWMI raporunun hidrolojik anarşi riskini tam anlamıyla idrak edemediğini düşünecektir. Ancak bu konuyu Chartres’e aktardığımda, bana pek çok yerde halen çiftçilerin yer üstü ve yer altı su kaynaklarını daha iyi kullanmalarını teşvik etmek için büyük bir potansiyel bulunduğunu söyledi.

 

Doğu Hindistan’ın en yoksul bölgelerinden bazılarında kullanılacak su ve yaşanacak daha iyi hayatlar var. Örneğin Madyha Pradesh’te çiftçiler tarlaları üzerine inşa ettikleri yapay göletlerle gelirlerini yüzde 70 artırdı.

Sahraaltı Afrika’da da durum aynı. Genellikle Afrika kıtasının büyük çoğunluğunda su kıtlığı yaşandığı kabul edilir. Kuraklıkta yiyecek arayan fakir insanların resimleri hafızalarımıza kazınmıştır. Ancak Afrika’nın büyük çoğunluğu yılın büyük bir kısmında bol su kaynaklarına sahiptir – yapılması gereken bu suyu depolamak ve kullanmak için daha iyi yöntemler geliştirmektir.

 

Afrika’da devlet tarafından finanse edilen sulama projelerinin pek de parlak olmayan bir geçmişi var. IWMI raporunda BM tarafından yapılan bir tahmin alıntılanıyor; bu tahmine göre günümüzde Sahraaltı Afrika’nın yenilenebilir su kaynaklarının yalnızca yüzde 3′ü kullanılıyor. Afrikalı çiftçilerin resmi olmayan su kullanımlarına ilişkin çok az şey bilindiğinden, bu tahmin muhtemelen gerçeğin biraz altında. Ancak böyle olsa dahi, su kullanımını artırma potansiyeli hala var. Chartres’e göre milyonlarca Afrikalı su pompalarını kullanarak hayat standartlarını yükseltebilir. Chartres, “bu çiftçi merkezli yaklaşımın potansiyelini ortaya çıkarmak için devasa yatırım olanakları bulunmaktadır” diyor.

 

Peki ne yapılmalı? Chartres, kırsal nüfusa elektriğin ulaşması için daha fazla yatırım çağrısı yapıyor; aynı zamanda pompaların yerel olarak üretilmesinin teşvik edilmesini ve yerel su girişimcilerinin desteklenmesini öneriyor. Chartres buna ek olarak su kaynaklarının haritasının çıkarılmasını ve böylece, çiftçilerin su kaynaklarının az olduğu dönemlerde fazla su kullanmasının önüne geçilmesini öneriyor.

“Akıllı İklim Tarımı” hem Afrika’ya hem de dünyaya yardım edebilir mi?

 

Geçen yıl Durban’da yapılan iklim görüşmelerinde öne çıkan fikirlerden biri, ürünleri sıcaklık ve kuraklığa karşı daha korunaklı hale getiren ve kullanılamaz duruma gelen toprakları karbon bataklıklarına dönüştüren “akıllı iklim tarımı” fikriydi. Ancak Fred Pearce’ın da belirttiği gibi kimileri bu yöntemin küçük çiftçilere fayda sağlayacağı konusunda şüpheli.

De Fraiture de bu fikre katılıyor. O da hükümetlerin ve bağış yapan kişi ve kurumların, “özel sulamanın hem daha önemli, hem de [büyüme için] daha büyük potansiyele sahip olmasına karşın, dikkatlerini ve yatırımlarını istenen performansı gösteremeyen kamusal sulama sistemlerine yönelttiğini” üzüntüyle belirtiyor.

 

IWMI’nın su kaynaklarını yönetmekle ilgili ortaya attığı yeni düşünüş biçimi, uzmanların diğer küresel ortak varlıkların, söz gelimi ormanların, nasıl kullanılacağına ilişkin yürüttüğü tartışmalarla önemli paralellikler içeriyor. Eskiden yalnızca devletlerin ormanları koruyabileceği düşünülürdü. Ancak yakın zamanda yapılan araştırmalar, yerli halkın genellikle ormanların nasıl kullanılacağını ve korunacağını en iyi bilen kişiler olduğunu ortaya koyuyor.

Şimdi aynı dersin su için de ortaya çıktığı görülüyor.

 

Hükümetler suyun rasyonel bir biçimde kullanılmasını teminat altına alma sorumluluklarını asla es geçmemelidir. Ancak devletler nehirlerdeki ve yer altındaki suların yalnızca kendilerine ait olduğu ya da yalnızca kendilerinin bu suların nasıl kullanılacağına karar verme hakkı bulunduğu fikrinden de vazgeçmelidir.

 

* Bu yazının İngilizce orijinali 13 Eylül 2012′de Yale Environment 360 sitesinde yayınlanmıştır. Yazının Türkçe çevirisi ise ilk olarak 20 Eylül 2013'te Su Hakkı Kampanyası sitesinde yayınlanmıştır.