Çevre Tarihi Bilim Dalı'nı duydunuz mu?

Tarih alanında Çevre Tarihi dalını hiç duydunuz mu? 1970’li yıllarda ortaya çıkan Çevre Tarihi bilim dalı, zaman içinde insanoğlunun doğa ve kurduğu çevre ile olan ilişkilerini bilimsel yaklaşım ve objektif anlayışla araştırıp, sentezleyerek geçmiş ile gelecek arasında yapıcı bir bağ kurulmasına yardımcı olmaya aday. Çevre tarihçileri bir yandan insanların çevrelerini nasıl değiştirdiklerine diğer yandan değişen çevrenin insan ve kültürler üzerinde neden olduğu değişiklikleri araştırıyorlar. Geçmişte yaşanan insan ve çevre arasındaki döngüsel değişimlerin araştırılması bugünü daha iyi anlamamıza yol açıyor*.

17/10/2012

Yazan: Ayşen Eren
Etiketler: Çevre tarihi

Çevre üzerine yapılan tarih çalışmalarının hiç aktivizm çalışmalarına, yaşam şekillerimizin doğa ile daha uyumlu hale dönüşmesine, çevre ile ilgili politikaların oluşturulmasına katkı sağlayacağını düşündünüz mü?

 

Uzun insanlık tarihi boyunca, küresel ve yerel ölçekte insanın dünyada yaptığı veya yapmadığı eylemlerin olumsuz ve yokedici sonuçlarını bugün görüyor, yaşıyoruz. Bu sonuca yol açan temel nedenlerden biri, İspanyol filozof George Santayan’nın meşhur sözü “Geçmişi hatırlayamayanlar tekrarlamaya mahkumdur”da ifade ettiği gibi geçmişin yeteri kadar bilinip, hatırlanmamasından dolayı felaketlerin tekrarlanması. Çevre tarihi bu bağlamda da bilgilendirici, eğitici, uyarıcı şekilde geçmişi dikkatimize sunarak, yaşananlardan ders çıkarıp gelecek için daha doğru adımlar atmamıza yardımcı olabilir.

 

Türkiye’de şehir tarihi

Çevre tarihi çalışmaları, devlet politikalarını hazırlayan, yasaları çıkaran politikacı ve siyasilerin “bir sonraki seçime kadar”, şirket yöneticilerinin “bir sonraki yönetim kurulu toplantısına kadar” süren, insanoğlunun fizyolojik yapısıyla sınırlı zaman anlayışından farklı olarak onlarca, yüzlerce yılı kapsayabilir. Bu özelliği, insan ve çevre arasındaki döngüsel etkileşimleri daha iyi inceleme ve daha doğru değerlendirme imkanı sağlar. Bu bağlamda, örneğin; ülkemizdeki madencilik çalışmaları son 5-10 değil 200-300 yıllık süreçte araştırılsa, madencilik faaliyetlerinin artması ile genişleyen etki alanları, çıkarılan maden türlerindeki değişimin etkileri, zaman içinde “modernleşen” madencilik teknoloji ve yöntemlerinin çevreye bıraktığı izler, doğa ve çevrede yarattığı sorunlara çevre tarihi gözlüğü ile bakılsa, büyük resim görülebilir.

 

Tarih alanında yapılan çalışmalardan biri şehirlerin çevre tarihlerinin yazılmasıdır. Türkiye’de şehir tarihi çalışmaları Osmanlı dönemi ve öncesine kadar uzanmakla birlikte bugüne kadar hiçbir şehrin çevre tarihi incelenmemiştir. İstanbul gibi Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük şehirlerin çevre tarihlerinin araştırılıp yazılması hem önemlidir hem de ilginç olacaktır. Bu şehirlerin özellikle geçtiğimiz yüzyılda kalabalıklaşıp, genişlerken çevrelerinde ve civarlarındaki doğal yaşam alanlarında yarattıkları değişim ve baskılar ve sonrasında bunların döngüsel olarak şehir fiziksel ve altyapısı, yaşam şartları ve yaşam kalitesine etkilerine tarihi açıdan bakan bir çalışma günümüzde yaşanan çevre ve şehir sorunlarının zaman içindeki dönüşüm ve evrimine dair pekçok ipucu sağlayacaktır.

 

Çevre tarihi, doğa ile sosyal bilimleri tarih ile birleştiren disiplinlerarası çalışmalara gerek duyar. Çünkü tarih çalışmalarında geçmişe doğru gidildikçe kaynak sıkıntısı doğar ve çevre ile hiçbir konu tek bir bilim dalı ile açıklanamaz. Bunu aşmak için tarihçiler arkeoloji, antropoloji, jeoloji, botanik, zooloji, iklim bilim, ekoloji ve diğer bilim dallarından destek alırlar. Bilimsel işbirlikleri, bu alana hem dinamizm hem entellektüel derinlik ve zenginlik en önemlisi bilimsel gerçeklik katar.

 

“Devlet olarak da vatandaş olarak da hatamız var, kusurumuz var”

Siyasi partilerin, iktidarların ve yerel yönetimlerin zaman süresince çevre politikalarını ve uygulamalarını araştıran çevre tarihi çalışmalarına ihtiyaç vardır. Eylül ayında Rize’de “yine” yaşanan sel felaketi sonrasında Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın “Suçlu aramıyoruz ama şunu kabul etmek lazım bir yanlış var. Devlet olarak da vatandaş olarak da hatamız var, kusurumuz var” itirafı, tüm kayıpların asıl nedeninin yağmur değil, Rize’nin doğa ve çevre şartlarına uyumsuz, yanlış şehirleşmesine sebep olan yönetim anlayışı olduğunun kabülüdür. Geçen sene yine aynı yöreye sel gelmiş, sonrasına toprak kayması olmuş, bu sefer Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak “Bugüne kadar alışılmışın dışında” bir heyelan olduğunu açıklamıştı. Sele yol açan her yağış yetkililerce “son yılların en şiddetli yağışı” olarak ilan edilmektedir. Gazete haberlerine göre sadece son iki sene içinde bölgeye sel sonrası gönderilen yardım miktarı 4.5 milyon TL’dir. Yoğun yağışların olduğu bölgede ileride daha büyük felaketlerin önlenmesi için geçmişe dönük yapılacak çevre tarihi araştırmasından yararlanılabilir. Bu çalışma hem yörede kalıcı çözümler üretmek isteyen devlet yöneticilerine, hem politik ekoloji alanına ve çevre aktivistlerine önemli ve gerekli katkılar sağlayacaktır.

 

Ortak geçmişimiz ortak geleceğimizi şekillendiriyor

Ulaşım, inşaat, madencilik ve tarım teknolojilerinin yıllar içinde gelişip, değişirken çevre ve doğaya etkilerinin tarihsel bir bakış açısıyla araştırılması “kalkınma” ve “modernleşme” anlayışlarının irdelenmesinde yararlı ipuçları verecektir.

 

Çevre tarihi siyasi sınırlara bağlı kalmaz. Uluslararası, coğrafi ve ekolojik bölgeler üzerinde çalışır. Çünkü çevresel değişimler ve çevre sorunları ulusal sınırlar çevrili alanlarda değil coğrafi alanlarda yaşanır.

 

Çevre tarihi, üç yanı sularla kaplı, sulakalanları, gölleri, deltaları ve denize dökülen pekçok ırmağı, deresi olan ülkemizde tarih boyunca insanın su ile olan ilişkisini, bu alanlara etkisini ve bunun sonuçlarını anlamaya yardımcı olabilir.

 

Ortak geçmişimiz ortak geleceğimizi şekillendiriyor. İnsanlığın tarih boyunca çevre ile olan ilişkisi dünyadaki varoluşumuzu etkileyecek. Çevre Tarihi bu ilişkiyi ve sonuçlarını doğal ve sosyal bilimlerin yardımlarıyla araştırarak geçmişten dersler çıkarıp, günümüzdeki statükonun değişmesine katkıda bulunurken geleceğe daha doğru adımlar atılmasına yardımcı olabilir. Çevre Tarihi politiktir, diğer tarih dalları arasında en aktivist karaktere sahiptir ve insanlığın dönüşümüne katalizör olabilir. Geçmişten gelen uyarıyı iletirken geleceğe daha umutla bakabilmemizi mümkün kılar.

* Bu yazı 31 Ekim 2011 tarihinde Cumhuriyet gazetesi Sürdürülebilir Yaşam Eki'nde yayınlanmıştır.