Termik Santraller ve Yatağan Termik Santrali

15/05/2012

Yazan: Özgür Gürbüz
Etiketler: termik santral Yatağan Termik Santrali

Türkiye’nin elektrik enerjisi tüketimi 200 milyar kilovatsaatin üzerinde ve Türkiye Elektrik İletim A.Ş.’nin (TEİAŞ) yaptığı yüksek talep senaryosuna göre yılda yüzde 7 oranında artması bekleniyor.   Bu da her yıl daha fazla elektrik santralinin inşa edileceği anlamına geliyor. Hükümet yetkilileri 2018 yılında Türkiye’nin kurulu gücünün 56.382 megavata ulaşacağını tahmin ediyor. Bu kurulu gücün 34.232 megavatı termik santrallerden oluşacak. Yakıt türlerine göre sınıflandırıldığında doğalgaz yine elektrik üretiminde baskın yakıt türü olacak. Doğalgazı linyit kömürü ve ithal kömür izleyecek. Türkiye’deki termik santrallerin ülkenin sera gazı salımının artmasına yaptığı etki büyük ve hükümetin iklim değişikliği konusunda ciddi politik kararlar verememesi nedeniyle bu eğilim devam edeceğe benziyor. Türkiye’nin toplam sera gazı salımı 2008 yılında 366,50 milyon ton CO2 eşdeğeriydi. 1990 yılına göre toplam sera gazı salımı yüzde 96 arttı. 2008 yılındaki toplam CO2 salımının yüzde 91′i enerji sektörü kaynaklı.

Muğla ili sınırları içerisindeki Yatağan termik santrali, Türkiye’nin sorunlu termik santrallerine iyi bir örnek. Yatağanlılar uzun yıllar soluyacak temiz hava bulmakta zorlandılar, bazı günler evden dışarı çıkmamaları bile söylendi. Yatağan, çevre alanındaki ilk yasal mücadelelerden birine ev sahipliği yaptı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülen davalar ve yöre halkının bıkmadan sürdürdüğü mücadele sonucu termik santral desülfürizasyon ünitesine kavuştu ve santralin çevreye verdiği zarar azaldı. Yatağan süreci uzun yıllar birçok çevre mücadelesine örnek oldu. Termik santrallere tepki duyan birçok kişi için bir simge haline geldi.

Eylül 2011 itibariyle kömürlü termik santral kurmak için yapılan lisans başvurularına bakarsak, 100 MWe üstü kurulu güce sahip 6 santrale lisans verildiği görülüyor. 16 adet kömürlü termik santral başvurusu da lisans almak için bekliyor. Yine 16 adet, 100 MWe üstü kurulu güce sahip kömürle çalışacak termik santralin de inşa edildiğini görüyoruz. Aynı kıstaslarda (100 MWe üstü, kömür yakıtlı) çalışır durumdaki termik santral sayısı da 15. Doğalgaz çevrim santrallerinin de bu tabloya eklenmesiyle, Türkiye’nin elektrik enerjisi talebinin gelecek yıllarda da büyük ölçüde termik santrallardan karşılanmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Toplam sera gazı salımı hızla artan Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda harekete geçmemiş olmasının bir sonucu olarak da değerlendirilebilecek bu gelişme, ciddi yerel çevre sorunlarına da neden olabilir. Türkiye’de halkın hidroelektrik ve termik santrallere karşı oldukça sık sokaklara döküldüğüne, protesto mitingleri düzenlediğine ve kampanyalar yürüttüğüne şahit oluyoruz.  Santrallerin kurulduğu bölgelerde güvenlik güçleri ve polis arasında sert çatışmalar yaşanıyor ve bu haberler giderek sıklaşıyor. Bu protestolara katılanların hapse atıldığını, eylemcilerin aralarında konuşmasını yasaklayan, anlaşılması güç cezalar verildiğini görüyoruz. Yasal süreçle ilgili de sorunlar yaşanıyor. Yasal süreç bazen çok ağır işliyor, bazen de çevrecilerin/yöre halkının lehine alınan kararlar uygulanmıyor veya şirketlerin hukuksuz uygulamalarına göz yumuluyor. Tüm bunlar Türkiye’nin enerji kaynaklı çevre sorunlarının azalacağına değil artacağına işaret ediyor.