Türkiye’de Halkın çevre politikalarına katılımı: Yasal düzenlemeler ve uygulamadaki durum

15/05/2012

Yazan: Melike Yalçın
Etiketler: sivil toplum sivil toplum kuruluşları

T. C. Anayasası herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı olduğunu belirtmekte ve çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirliliğini önlemenin devletin olduğu kadar vatandaşların da görevi olduğunun altını çizmektedir. Anayasa, çevre politikalarının oluşmasında halkın katılımını bir hak ve görev olarak öngörürken, çevre kanunu ise bakanlık ve yerel yönetimleri, vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının bu hakkı kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlü tutmaktadır. Mevzuatta çevre hakkı ile ilgili ifadeler uzun zamandan beri mevcut olmakla birlikte, Türkiye’de çevre politikalarına katılım yeni sayılabilecek bir süreçtir.

Son yıllarda uluslararası gelişmelerin de etkisiyle, kamu politikalarının katılımcı hale getirilmesi konusunda önemli adımlar atılmıştır. Örneğin Türkiye, Aarhus Sözleşmesi’ni henüz imzalamamış olmasına rağmen, 2003 yılında Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nu yürürlüğe koymuştur. 2004 tarihli Belediye Kanunu ise yerel düzeyde kent konseyleri, ihtisas komisyonlarinın halk katılımına açık olması ve katılımcı stratejik planlama gibi zorunlu mekanizmalar getirmiş, dolayısıyla çevre hakkının somut bir uygulamaya dönüşmesi yönünde bir adım oluşturmuştur. Fakat kamu yönetiminde yerelleşme adına yapılan reformlara rağmen, Türkiye’de merkeziyetçi yönetim yapısı ve geleneği sürmektedir. Halka en yakın birim olarak kabul edilen yerel yönetimlerin yetki, sorumluluk ve kaynak eksiklikleri, katılımın etkin bir biçimde gerçekleştirilmesinin önünde bir engeldir.

‘Sivil toplum’un çevre politikalarına katkısına bakıldığında ise, sayısı gitgide artan ‘sivil toplum kuruluşları’nın ülkenin çevre sorunlarını tanımlamada ve çevre politikaları oluşturmada geçmişe kıyasla önemli roller oynadığı görülmektedir[1]. Ancak devletin ‘sivil toplum’un taleplerine karşı tutumu, bu kuruluşların devletin öncelikli kalkınma politikalarıyla mücadele içinde olup olmamalarına göre değişmektedir[2]. Ayrıca, hükümetdışı kuruluşların önünde hala önemli yasal sınırlamalar bulunmakta ve bunların büyük bölümü kaynak sıkıntısı yaşamaktadır. Vatandaşların ve hükümetdışı kuruluşların çevre konusundaki sorunları ve taleplerini duyurabilmeleri çoğunlukla protestolar ve – özellikle gerektiği gibi işlemeyen çevre etki değerlendirmesi (ÇED) süreçlerine karşı yürütülen– hukuk mücadeleleri yoluyla olabilmektedir.


[1] Baykan B. G., 2008, Turkiye’de Cevre : Sorunlar, Aktorler ve Yeni Alanlar, Betam Arastirma Notu, n°5.

[2] Aydın Z., 2005, ”The State, Civil Society and Environmentalism”, in Adaman F. and Arsel M. (eds), Environmentalism in Turkey. Between Democracy and Development ?, Ashgate,Aldershot, p. 53-70.